Cuma, Ağustos 28

sik açılımı


o açılım, bu açılım derken alın size sik açılımı. mecazen değil hakikatten sik açılımını gözler önüne seriyorum. o sik açılacak, benden söylemesi. ayriyetten internette böyle fotoğraf bulacam diye anama babama yakalansam halim nice olurdu.

Perşembe, Ağustos 20

uğur dündar bugün bol giymiş

çağımızın hastalığı nedir diye sorsak sokaktaki vatandaşa, kalp der, aids der, babama sorsan yüksek tansiyon amına koyayım der. ama çağımızın hastalığı stres arkadaşlar. bunu bilelim, dost meclisinde, ortamlarda bu bilgimizi insanlarla paylaşarak " aa ne kadar da bilgili çocuk" etiketini yapıştıralım üstümüze. ve uzun yıllar çalışan bilim adamları var bildiğiniz üzere, bunlar ota boka çalışıyorlar. bizim evin musluğu bozulmuş desem oturup yıllar boyu süren araştırma yapacaklar, öyle manyak adamlar bunlar. tabii bu hastalığa da çare buldular, doğal yollardan alternatif tıptan yararlandılar. onu bunu siktir ette stres bileziği buldular, buldukları yetmiyormuş gibi gazeteyle birlikte dağıttılar. gazetenin verdiği stres bilezikliğini takmış bir memleketin insanıyız biz. stres bileziği kesmedi, yogadır, nefestir, auradır, karmadır herkes bişeye sarıldı. hatta tarkan karma diye albüm bile çıkardı, yetmedi ecnebiler dizisini yaptı. ben de yıllar süren bir takım araştırmalar yaptım, istişareler yaptım, halvete girdim. ve akıl almaz bir sonuca ulaştım. önce tüm hindistan'ı olsun çin'i olsun bu tip memlekete küfürler ettim. yetmedi mistisizmin ecdadını sikeyim dedim. karmanın beni getirdiği yer dünyanın kırılma noktasıymış meğer. şimdi sözlerime kulak verin insanlar, bunu okuduktan sonra hiç birşey eskisi gibi olmayacak. öncelikle bu tip ruhiyat temizleme işine para kaptıranlar, hemen kaçın o kurslardan, stres bileziği alanlarda gitsin hurdacıya satsın. çünkü karmanın özünü buldum özünü!
İŞTE KARMA FELSEFESİNİN GERÇEK YÜZÜ!!!!!
seversen sikilirsin, sikersen sevilirsin.
işte karmanın iğrenç yüzü bu arkadaşlar. yıllarca yediler sizi karma diye, ying yang diye, iyi kötü diye. meğer hepsinin altında yatan ana fikir buymuş. karma dediğin bundan ibaretmiş meğer.

Cumartesi, Ağustos 15

ferdi tayfur dinlemek çok güzel

hüzünbaz dj, çılgın karikatürist, naif insan enrah bulut'la kuzen oluyoruz malumunuz. aramızda pek yaş farkı olmaması ve çocukluğumuzda aynı semtte olmamızdan ötürü beraber büyüdük. ve biz büyürken hayatta en çok zorlandığımız şey kadınlar değildi, hayır. bizi sıkıntıya sokan tek şey siz ikiz misiniz diye soranlara "hayır biz teyzeoğluyuz" diye cevap vermekti. başta eğlenceli geliyordu, ulan çok benziyormuşuz birbirimize, ikiziz oğlum biz diye ufak hayal dünyamızda çeşitli kurgular yapıp eğleniyorduk. ama zaman geçtikce can sıkıcı bir hal almaya başladı bu durum. beni, enrah'ın ikizi, enrah'ı da aras'ın ikizi diye çağırıyordu insanlar. çocukluk travmamızdı bu bizim. işin garip tarafı biz birbirimizi hiç benzetmiyoruz. şu yaşımıza geldik hala insanlar "aa siz ikiz misiniz, siz kardeş misiniz" diye soruyorlar. enrah'ın esas kardeşi olan samcığı ise kimse umursamıyor, biliyorum içerliyor çocuk. üçümüz yanyana geldiğinde kardeşlerden daha çok daltonlara benziyoruz, neyse samcık bıyıkları kestide soyutladı kendini. buraya kadar herşey açıksa olaya gelelim. şimdi efendim bu enrah olucak şahıs, yıllarca chester bennington'a benziyorum diye dünyanın ekmeğini yedi, ortamların piçi oldu çıktı. şimdi ey duyarlı insan, ey vicdan sahibi şahıs, söyle bana. madem biz bu adamla bu kadar benziyoruz, ikiz diyorlar kardeş diyorlar. be estetiğini siktiğim aleminde bu kadar benzediğim adam chazzy'e benziyor diye karizmasına karizma katarken, aynı insanlar beni nasıl ümit besen'e benzetiyorlar, cemil ipekçi'ye benzetiyorlar, sophie ellis bextor'a benzetiyorlar. insanlığa inancım kalmadı, adaletinin amına koyayım dünya.

Salı, Ağustos 11

genç kızların korkulu rüyası

işte ırz düşman!!!


"seks türkiye'de tabu abi". bu cümleyi belki milyonlarca kez duyduk, okuduk. dünyanın en pis klişelerinden biri de bu cümle. diğer önemli bir husus, bekaret. tabii şöyle bir durumda söz konusu, bizim erkeklerimizin hepsi dünyanın en seksi ve çekici adamı olduğu için, ve bunlar ortalama günde 5 kadınla yattıkları için, bekaret onlarında gözünde değeri olmaması lazım değil mi? değil işte, o öyle değil. herkes şuna siktim, bunu siktim deyipte "evleneceğim kadın bakir olmalı aga" mantığı nedir. yo yo, burada duyarlı erkek triplerine girmiyorum. kadınlarımızda da var bu denyoluk, bekaret çok kutsal, çok önemli bişey. gerçi seks türkiye'de tabu abi, toplumumuz kabul edemez böyle bişeyi. ya her ne sikimse işte, böyle olaya sosyal duyarlılık tadında yaklaşayım dedim de beceremedim. şimdi efendim ben gördüğüm, duyduğum, okuduğum üzere genç kızlarımızın en büyük derdi "acaba bekaretim bozulmuş mudur?". ve yine seksin kralı, padişahı haydar dümen'in sayfasından anladığım üzere evlenmeden evvel bekaretini kaybetmiş kızların %98'i bisikletten düşmüş, veya bisikletin selesiyle bir ilişkileri olmuş. ilişki dediysem girmiş işte bunlara, konuşturmayın lan beni kötü kötü. o zaman dedim ki kendi kendime, ulan ne pis bişeymiş bu bisiklet. dünyanın en sapığından daha kötü, daha zalimmiş. bunu anlamamla yolda geçen çocuğun bisikletine tekmeyi koymam bir oldu, çocuğun babasıyla olan münakaşımızı burada anlatmak istemiyorum. ama görüldüğü üzere bisiklet hem ırz düşmanı, hem insanları birbirine düşüren bir şeytan icadı. genç kızlarımızın artık canı yanmasın, hayalleri kararmasın diye bu şerefsizin fotoğrafını yayınlıyorum. tanınmasın diye siyah bantta çektim, niye böyle denyoluklar yapıyorum inan bilmiyorum.

Perşembe, Ağustos 6

Sami Hazinses ve Kadınları

yesari'de gördüğüm bu yazı dizisini başka birinde daha gördüm. güzel güzel bahsetmiş, ulan dedim ben neden yapmıyorum. çünkü dostlar, sözkonusu kadınlarsa söz hakkı benimdir.


liv tyler: kim ne derse desin dünyanın en güzel kadını. bir insan evladı bu kadar güzel olmamalı diye düşünüyorum bazı geceler, annem de gizli gizli babama diyor ki "bu çocuk çok içine kapandı, evlendirelim bunu". babama liv tyler'ın posterini gösteriyorum, "alırız" diyor. sorsan manavdan domates alıyor, biber alıyor sanki. ulan liv tyler bu, nasıl alıyoruz. yıllardır her dost meclisinde o'na olan sevgimi, aşkımı dile getirdim. dediler ki liv sana yar olmaz, dediler ki bu aşktan vazgeç. söz, yılmadım yılmayacağım. sikilmez.


charlotte gainsbourg: çemçük ağızlıların en güzeli. anasına bak kızını al atasözünün gerçeğe dönüştüğü insan. hele birde içli içli şarkı söylemesi yok mu, oy gadan belan bana gelsin diye türküler çığırıp, bozlaklar söyleyesim geliyor sana ay yüzlüm. her türlü gideri var.


asia argento: kadınlarım arasında bana en yakın olan. hem istanbul'a sıklıkla gelip gitmesi, hem üstsüz dj olarak nam salması ki üstsüz bu yanıyodur lan mantığıyla hareket ettiğimden, bana verir gibime geliyor. zaten babası, müstakbel kayınpederim dario'nun sıkı bir hayranı olmam işimi daha da kolaylaştırır diye düşünüyorum. sikilir.


kate winslet
: şimdi senin ne kadar harikulalde bir oyuncu olduğundan, aldığın oscar ödüllerini sonuna kadar hakettiğinden filan bahsedebilirdim. eğer burası sinemayla ilgili bir yer olsaydı. ama bitiyorum ulan sana. ayriyetten evli olan tek kadın sensin, sam abi kusura bakmasın. o'nu da çok seviyoruz ama kusura bakmasın. çoluğunla çocuğunla gel kabul kate, ev var, dükkan var, tarla var. gül gibi geçinir gideriz be. ha ağzını yediğim kate'i.


cate blanchett
: o ki ağzıynan, mermer gibi teniylen beni benden almış. o ki nice koç yiğitlerin aklını bir bakışıylan almış. hal böyleyken benim bu güzelliğe kayıtsız kalmam düşünülemez. yalnız sen de evlisin, kate'te bırakacaktım evlilere olan ilgimi ama ne yapayım yani, güzel gözlerinden sen suçlusun cate.


porno filmlerde karşıma çıkan kadın: adını bilmiyorum, hoş öğrenmek için çaba da sarfetmedim. ama yaptığın işleri gerçekten beğeniyorum. hani tam bir metod oyuncususun. belki de amerikada avrupada bir markette çalışıyorsun, bir cafede garsonsun. ama biz türküz be güzelim, oktay kaynarca mafya rolü canlandırdı diye o'nu mafya sanan insanlar var, tecavüzcü coşkun'un arkasından taş atan insanlar var. hal böyleyken ben de oynadığın rolü üzerine yapıştırmışım, seni hakikatten filmlerde canlandırdığın hizmetçi gibi, hemşire gibi düşünüyorum. sikilir.

Pazar, Ağustos 2

yemek katam yersin?

bebetom, sarı çiçeğim
ay yüzlüm, saf bakışlım.
biliyorum ekonomik krizdesin,
biliyorum çıkmazlardasın,
ama bebeğim
eğer bu çıkmaz yüzünden
yemekteyiz'e katılırsan,
sana ana avrat küfür ederim.
ekran başında
diğer rakipleri desteklerim.
çünkü dudu dillim,
aynı evdeyken
ekmek kesmekten aciz,
yumurta pişirmeyen seni
ekran başında musakka yaparken görürsem
yıllarıma yanarım.
ve eğer ahu bakışlım,
eğer ki yemeğinin içinden
kıl çıkarsa,
sakın söyleme bunu ev sahibine.
ağda yapmadığını söylerse yüzüne,
ekran başındaki 72 milyona rezil olursun.
eğer yemeğin eti pişmemiş,
yağı çok olmuş, tuzu yokmuş
gibi eleştirilerde bulunursan,
ben seni samimi bulmam.
bilirim ki o 45 beden olmuş bedenin
tuzuymuş, yağıymış demeden
lüplettiğinden, götürdüğünden olmuştur
diye,
anama babama gaz verir
kötülerim seni.

Salı, Temmuz 28

adı muhittin olan birinden korkarım

geçen kahvaltımı bitirip sigara, çay, gazete triosuna kendimi kaptırıvermişken magazin ekinde davut güloğlu'nun röportajına denk geldim. adım davut değil de david olsa böyle davranmazlardı diye koskoca bi başlığı vardı. be davut, bırak adının david olmasını, adın isa olsa, tanrı olsa gene bi sikim olmazdı senden. şimdi görüyoruz ne david'ler var, bişey olmamış. vatanına, milletine, anasına, babasına faydalı yararlı olamamış. niye böylesin diyenlere "abim benim adım davut olsa bana böyle davranmazlardı" diye cevap veriyordur. e şimdi babam beni karşısına alsa, "aras niye böyle yapıyosun oğlum" dese. ben de desem ki baba benim adım adam olsa, albert olsa bana böyle demezsin desem, o babam benim yedi ceddime küfür etmez mi? av tüfeğiyle, 6.35'le peşime düşmez mi a canlar? o yüzden hiç götünü başını oynatmana gerek yok, bu işler isimle olmuyor davut, çok üzgünüm. yapıcak bişey yok davut, kaderine razı ol. bi de fransız kadınlarına hasta olduğum için oğlumu saint joseph'e yazdırdım demen beni gözyaşları içersinde düşünmeme sebebiyet verdi. samcık "abi niye ağlıyosun, hayırdır" diye sorunca ben türkiye'de değil de fransa'da yaşasam bana bunu sormazdın diye trip attım çocuğa. şimdi ben de büyük göğüslü kadınlardan hoşlanıyorum, çocuğumu büyük göğüsleri olan öğretmenlerin olduğu okula mı yazdırayım. amına koyayım sen çocuğun geleceğini mi düşünüyosun, kendi sikinin keyfini mi anlamadım. çocuğu okula almaya gideyim de iki fransız manita görürüm, adımı da david olarak söylerim, o biçim havam olur mantığı sezdim sende davut. okul çıkışında bekleşen ergenlerden ne farkın var? belki bir farkın var, o da ismin david değil davut. nayn davut.

Çarşamba, Temmuz 22

acı umut

henüz 20'li basamağa gelmediğimiz yaşlardı. yakın dostlarım erman ve barbaros'la fındıkzade'de öğrenci evinde kalıyorduk. sonra öğrenciliğimiz kalmadığı gibi ev de oldu sana bekar evi. ev tam anlamıyla bir yarrak tarlasına dönmüştü. gelenin gidenin haddi hesabı yoktu, ama seks olmuyordu. ama bu bir seks hayatımız olmadığı anlamına gelmiyordu, evin dört yanında bulunan tuvalet kağıtlarından bu anlaşılabilirdi. zaten mastürbasyon yapmanın "düzenli seks hayatı" olduğunu sanan insanlarla aynı evde yaşıyordum. gerçi o zamanlar kadın peşine de düşmüyorduk. bizim için 3 şişe şarap, yarım kilo toz şeker herşeye kadirdi. hele birde bi plaka mühürümüz oldumu, dünyayı biz yaratmıştık. bize göre mühür herşeyin anahtarıydı, o varsa gerisi yalandı. ama ev sahibimiz hacı emin amca öyle düşünmüyordu, erman bi keresinde kirayı öyle vermeye çalışmıştı çünkü. ev sahibimiz bizi iyi çocuklar olarak tanıyordu. erman'da tam bir nurcu tipi vardı, hala da var zaten. barbaros kafası güzel olduğu zaman "çile bülbülüm çile" adlı şarkının nakaratında "allah" diye coşması, ve her daim kafası güzel olup her daim bu şarkıyı söylemesi sanki bizim evin radikal islamcı bir örgüt evi gibi olması imajını veriyordu. evin sirkülasyonu daimiydi, arkadaşlarımız "ulan bunlar eve çıktı karılı kızlı ortam yapmışlardır, bize de ekmek çıkar" mantığıyla devamlı bizdeydiler. e hal böyleyken, bu kafada düşünen 10 tane adam bizim eve gelince olan manitada kaçıyordu. sonra niye bizim manitamız yok lan diye herkes birbirine soruyordu. e nasıl olsun amına koyayım, 10 tane adam evde birbirine bakıp "karı yok mu lan" diye soruyor. ben bile tedirgin oldum şimdi düşününce. evimizde yiyecekte pek bulunmazdı, dolapta devamlı alınıp tarihi geçen, tarihi geçtiği farkedilince atılıp yenisi alınan, o da aynı akıbete uğrayan süt, peynir, ve tereyağı vardı. sanmayın ki tereyağıyla yumurta pişiriyor, pilav yapıyoruz. sadece ben o zamanlar paris'te son tango adlı filmi izlemiştim. ulan belki bizde böyle bir olaya gireriz diye o gazla alıp en sonunda dekorasyon yaparken dolabı kolay çekmek için altına koyarak o hayalimide dolabın altındaki pisliklerle beraber süprülüp gitmişti. bugünler böyleyken birgün barbaros'un okuldan arkadaşı olan yasemin'le tanışma fırsatım oldu. sonra sonra biz barbaros olmadan görüşmeye, gönül maceralarına sürüklenmeye başladık. birgün yasemin'i bizde kalmasını, şarap içip muhabbet ederiz diye gazladım. sanattan filan konuşuruz diye de ekledim. sanata vermeyecek kadın yoktu o zamanlar. biraz naz edip kabul etti sonra. ben barbaros ve erman'a bu akşam eve manitanın geleceğini, geceyi eşin dostun yanında geçirmelerini söyledim kibar bir dille. önce yok, nereye gideceğiz gibisinden serzenişlerde bulundular. siktirin gidin lan diye çıkışınca kabul ettiler bu teklifi. romantik biri olaraktan yemek hazırlamaya koyuldum ama tencerelerde şarap kaynatmaktan kullanım dışına çıkmıştı bütün tencere ve türevi mutfak aletleri. siktir et diyip dışardan yemek aldım, hem pratik hem de benim yapacağımdan daha iyi ve lezzetli olduğunu düşündüm. düşünmediğim şey ise yasemin'in vejetaryen olma ihtimaliydi. ben ikimizin yerine de hayvanlar gibi yemiştim, kız aç kalmıştı. kendisine birşeyler alabileceğimi, isterse evde bişeyler hazırlayabileceğimi söyledim. zahmet etme evde bişeyler yaparız dedi. yaparız da ne yapacağız amına koyayım, tereyağı var, peynir var, yumurta var. ben yumurta teklif ettim, binbir nazla kabul etti. ben yumurtayı yaparken bir yandan da tereyağının faydaları hakkında nutuk atıyordum yasemin'e. yumurta pişti, yasemin yedi, ben hala tereyağını övüyordum. yasemin okulla alakalı dertlerinden bahsediyor, okul bitince yapacağı işlerin planını şimdiden hazırlıyordu. o okul dedikçe ben tereyağı dedim, o iş dedikçe ben sağlık dedim. sonra muhabbet sıkmış olacak ki film izleyelim dedi. paris'te son tango var dedim, çok güzel film dedim, mükemmel bir sanat eseri, fevkalalde bir başyapıt dedim. anladım tereyağını şimdi dedi, ben anlamadım. filmi kendisinin de izlediğini, ve bir kadın olarak o iğrenç sahneden nefret ettiğini, kendisine bir daha tereyağıyla ilgili birşey söylersem gideceğini söyledi. o an anladım ki değil tereyağı, lambadan cin çıksa ben yine sekse ikna edemezdim gül yüzlü yasemin'i. iyi yatalım o zaman dedim, kibar bir insan olarak benim yatağımda yatmasını, kendimin salonda uyuyabileceğimi söyledim. sevinerek kabul etti, benim ne kadar anlayışlı olduğumu belirtti yatağımı kendisiyle paylaşmamdan ötürü. rahatsız olup olmayacağımı, salonun pek temiz olmadığını da eklemeyi unutmadı. ama benim de eklemeyi unuttuğum şeyler vardı. sen benim yatağımda yatarken ben annemin sık sık değiştirirsin diye verdiği nevresimlerle, çarşaflarla uyudum içerde. sen ise üzerinde binbir nevi leke bulunan nevresimlerde fosur fosur uyudun. intikam soğuk yenilen bir yemekti, ben taze taze yedim.

Pazartesi, Temmuz 20

bizi ele geçirmek istiyorlar!!



bizim bi evimiz var, kendimizin çok şükür. 3 oda 1 salon, 130 m2 ferah ferah. anne-baba var, kiraydı, faturaydı, yemekti, çamaşırdı derdi de yok. günler güzel geçiyor yani. lakin bizim evde bir dikiş makinası var, ne işe yaradığını hala çözemedim. bu yaşıma geldim daha o makinanın çalıştığını görmedim, sesini duymadım, hayrını görmedim. 20 yıldır ilk günkü gibi yerinde sabit duruyor. ve ben kafam güzelken veyahut gece kimse rahatsız olmasın diye ışıkları açmayıp banyoya giderken bu amına koduğumunun makinasına çarpıp küfür edip bütün evi ayağa kaldırmaktan sıkıldım. ne işin var lan bizim evimizde, makina? annem ki, 365 günün ayakta olduğu her saatini evin yerini değiştirmekle uğraşan bir kadıncağız, o makinayı niye oradan kaldırmıyor? ulan yeri geliyor eşyaymışım gibi beni odamdan alıyor salona koyuyor. tam oraya alışırken alıyor bu sefer öteki odada yatağın altına saklıyor. anne napıyosun diyorum, ben böyle sevmedim orada daha güzel diyor. kendi öz evladını bile hoşuna gitmediği için bir eşyaymış gibi yerine değiştiren bu kadın, yıllardır o dikiş makinasını ısrar ve inatla çalışmadığı halde yerinden kıpırdatmıyor. bize bunu açıkla anne, neden? acaba diyorum hani sihirli annem dizisinde cadı mıdır ne sikimdir, o kadının babasını annesi bir büyüyle köpek yapmıştı da adam dışardan bakınca evin köpeği gibi gözükürken esasında evin babasıydı, reisiydi. ulan diyorum acaba bizde de böyle bir durum mu var. esasen babam, kara bir büyüyle dikiş makinasına çevrildi de annem o yüzden mi atmaya kıyamıyor. yada dikiş makinasının olduğu yerde gizli bir geçit mi var, rosemary'nin evladı filminde ki gibi hafize teyzeyle, belgin ablayla buluşup ayin mi yapıyorlar. transformesmış, terminatörmüş bok yesin bizim dikiş makinasının yanında. dur lan ben şunu bir kurcalayayım da işin aslını öğreneyim.

Cumartesi, Temmuz 18

açıklamalı isyan*

ne küresel ısınma, ne ekonomik kriz, ne de babamın yarın beni sabah kaldırıp rakı aldırmaya gönderecek olması. hiç biri zerre sikimde değil. yansa dünya yine umrum olmaz şu an itibariyle. benim alıp veremediğim, hayattan vazgeçirten mevzuu 19 temmuz sik ananın amını dumansız hava sahası filan şeyi. bu ne faşistlik, bu ne şovenliktir arkadaş. sanki sigara kimyasal silah gibi bişeyde, iyice tecrit ediyosunuz bizi. amına koyayım yarın öbür gün "sigara bulunduruyor" diye savaşta açarsınız siz bize. e ben sizin ecdadınızı sikeyim, e ben sizin kökünüzü sikeyim. mantıklı olan bi bölüm sigara içilebilir, diğer bölüm de içilmez. içmek isteyen gider orada içer, içmek istemeyen ne yaparsa yapsın, orası beni pek enterese etmiyor. ama böyle topyekün savaş açmak ne demek yani. dumansız hava sahası uğruna ülkenin uğrayacağı ekonomik kaybı kimse düşünmüyor mu, bi tek ben mi düşünüyorum lan bu vatanı? eğer o kahvede sigara yasağına uyupta dışarda sigara içen adam görürsem ona da girişecem. hem de nasıl bilir misin? tekme tokat girişecem yemin ediyorum. ulan o kadar sinirliyim ki küfür edemiyorum. oysa bunu yazmadan önce ne küfürler düşünmüştüm başbakanından sağlık bakanına, zabıtasından sigarayla savaşanlar derneğine kadar. şimdi yazdıkça kinim büyüdü, unuttum hepsini. dur hazır aklıma gelmişken sigarayla savaşanlar derneğine küfür edeyim biraz. be aklınızı fikrinizi sikeyim sizin başka işiniz gücünüz yok mu oğlum sizin? ulan sersem sikin mahsulleri 3. dünya svaşı yolda, nükleer savaş başlayacak diye millet götünü yırtıyo, siz kalkmışsınız hala sigarayla savaşalım, biz duman avcılarıyız. sizin avınızı da sikeyim dumanınızı da sikeyim. youporn'u kapatarak zaten yeteri kadar sıkıntı verdiniz bu nesile, daha ne istiyosunuz lan!!

* bu yazı çok küfür içerir. dikkat çeksin diye kırmızı yazdım sonra götünüzü başınızı oynatmayın "çok küfürlü" filan diye. öfkeliyim. görüşürüz.