skip to main |
skip to sidebar
yine geldi sonbahar minik kuşum,
yine geldi ayrılık mevsimi.
göç eden kuşlar, dökülen yapraklar,
hepsi senin gidişine isyan ediyorlar gibi.
oysa ben,
ilkokul çocuğu tadında
hani kar yağar da, okul tatil olacak mı diye.
valilikten haber bekleyen
o ilkokul çocuğu gibiyim.
hisli şarkılar dinleyip,
uzaklara dalıyorum
sensiz geçen saatleri, günleri sayıyorum.
sen de benim gibi saatini 1 saat geri aldın mı?
gülüm
sen de ambele oldun mu ertesi sabah?
oysa geri alınan saate değil,
sensiz geçen saatlere isyanım.
acaba diyorum
saatimi çok geri alsam,
geri bana döner misin?
yine beni sever misin?
bana yine verir misin...
evet, tam tahmin ettiğim gibi bu oluşumdan da ekmek çıkmadı. yani anlaşılır bir dille söylemek gerekirse; kimse 3 soruyu da doğru bilemedi. abi bunun neresi açık oldu dersen, bu senede mastürbasyonlardayım derim sana. sik açılımı yaptım tutmadı, evlilik açılımı yaptım tutmadı. yine de en etkili teklif melitzu'dan geldi, kendisine buradan kucak dolusu sevgilerimi iletirken katılan yarışmacı arkadaşlara da göz kırpıyorum, naber? diyorum.
gerek hemen hemen bütün kanallarda karşıma çıkan evlilik programlarından, gerek düğün mevsiminin bitmesi vesilesiyle üzerime çöken depresyon bulutundan etkilenerek evlenmeye karar verdim. bu kararım da babamın "katılsana bu programlara" diye 3 günde bir darlaması ne kadar etkilidir, tartışılır. ama sanmayın ki bu çocuk, evi olsun, arabası olsun, çok parası olsun, kaynanayla oturmam, dula bakmam diye düşünüyor. sadece ufak isteklerim var, ha gönül istemez mi parası olsun, güzel olsun, götü memesi filan olsun, istiyor tabii ama biz de bulunmaz hint kumaşı olmadığımızdan mütevellit bişey diyemiyoruz. sadece 3 sorunun cevabını versin, takayım koluma basayım nikahı.
ilgilenen hanımlar; 3 sorum var sadece. 1 hafta sürecek bu sosyal deney de soruları bilen ilk kıza evlenme teklif edicem, ha ama kabul eder ama kabul etmez. kabul etmezse demek oluyor ki mastürbasyona devam. şimdiden teşekkürler.
1- "Bir kız sevdim bilinçli olaraktan" parça, hangi şarkıcıya aittir?
2- Fotoğraftaki ünlü kimdir?
3- "Bana naz yapma aşığın değilim, ........." bu cümleden sonra ne getirsem istediğim etkiyi yakalarım?
istediğiniz sorudan başlayabilirsiniz, kafanıza göre takılın.
güneş doğarken ardından tepelerin,
amına koyayım adab-ı muaşaretin..
her ilişki de, adı konulmamış belli başlı kurallar vardır. kabaca; erkek önce bir kıza yazılır, kız naz yapar, sonra "nasıl" olduysa o da oke verir ve sevişirler. aslında öyle hemen sevişmiyorlar ama ben, yazılarımda kendimi anlattığım için böyle oluyor. ilk buluşma çok önemli, asıl konu bu. ve maalesef, içim kan ağlayarak belirtiyorum, ilk buluşmada genellikle sevişmiyor insanlar. ha sen sevişiyor musun diye sorarsa, kah evet kah hayır derim sana. bu adı konulmamış kurallardan biri, manitayla ilk buluşma bir cafe, park veyahut sinema gibi umumi yerlere götürmektir. buna "aman açık alana gidende götten olmayam" diye psikoanaliz bir yorum getiren arkadaşlarım da var ama ben buna inanmıyorum, arkadaşlarım terbiyesiz sadece. ilk buluşma zaten oldukça gerilimlidir. erkek, manitaya kendini beğendirmek için götünü yırtarken, dişi kişi oldukça ketum ve durgun bir haldedir. kafa olarak bir sonraki cümlede "acaba sıçar mıyım bunu dersem" diye düşünceler, muhabbetin bir an da kesilmesiyle kızaran yüzler, akan terler bu ilk buluşmanın olmazsa olmazlarındandır. buluşmaya giderken, saçlar taranmış jölelenmiş, en güzel elbiseler giyilmiş, parfümler sıkılmış, sanki olmuş sana alain delon pezevenk. bunlar hep yalan, sırf ilk intiba etkili olsun diye göz göre göre yalan söyleniyor kadınlara. konuşurken gayet kibar, argo kullanmamak, devamlı bildiği konulardan muhabbet kurma filan. vallahi kadınların günahını alıyoruz beyler. oysa bunların hiç biri gerçekleşmiyor, kadınlar da buna aldanıyor zaten. sanıyor ki eleman hep böyle olacak, çocuklarımız da böyle yetişecek. ama o ağzından küfür çıkmayan adam, o bilgi kumkuması adam oluyor sana mehmet ali erbil gibi bayağı bir adam. hele bir de yemek mevzusu varsa ilk buluşmada, eyvahlar olsun. sırf bunun için bir restaurant açabilirim, bu ilk buluşmaları gözlemlemek adına. kadınlar, nasıl oluyorsa doğuştan bu yeteneğe sahip oluyorken, erkekler sadece bu ilk buluşmalarda aklına geliyor yemek ve sofra kuralları. bıçağı hangi elle tutacaktık, önce hangisinden başlayacaktık, peçeteyi nereye koyacaktık diye daha yemeden sıçıveriyorlar altlarına erkekler.
yani demek istediğim, ilk buluşmada sevişenler, mutlu sona daha çabuk ulaşıyorlar. en azından kimse birbirini kandırmıyor, hoop sevişiyorsun bitiyor. vay kıza şunu diyim de aklını alayım, vay biraz ketum durayım da yiğit beni yanlış anlamasın filan diye oyunlar oynamayız birbirimize. ha ben demiyorum ki size, sokağa çıkın, ilk gördüğünüzle sevişin diye, haşa. ama samimiyete önem veren biri olaraktan bu durumu pek tasvip etmiyorum, barış içinde, kimsenin birbirini kandırmadığı, sevenlerin ayrılmadığı, dostluk rüzgarlarının estiği bir dünya istiyorum.. (sarkastik)
insanlar, doğar, yaşar ve ölürler. böyle cuma hutbesi tadında başlamak nereden aklıma esti bilmiyorum ama cuma'ya giden beni anlar. biz doğduğumuza göre, şu an da yaşama evresindeyiz. ve ileride hepimizin götüne toprak kaçacak, ona da bir ara değineceğim. bebek-çocukluk-ergenlik-delikanlılık*genç kızlık-orta yaş- yaşlılık-ölmek. böyle sikko bir periyod var hayatta arkadaşlar. bebeklikle çocukluluğu es geçersek, hayatımızın en salak dönemi ergenlik, yansın o dönem. ama asıl insanları korkutan bölüm, gençlikle yaşlılık arasındaki o çizgi. çünkü herkes bir an evvel büyümek istiyor ama kimse yaşlanmak istemiyor. yaşlanan da kabul etmiyor. bu süreç kadınlar da daha da kendini belli ediyor. erkeğin maaşı kadının yaşı sorulmaz diye bir söz bile var yani, o kadar önemli bi şey bu. erkeklerde de genellikle 30 yaş bunalımı oluyor, ben bilmiyorum da giren arkadaşlar öyle söyledi. ben normalde giremem di mi? çünkü daha 30 yaşıma gelmedim. 15 ekim'de 24 yaşıma basacağım. bu tarihi aklında tut, şimdi gelelim mevzuya. ben daha 24'üne girmemişken, nasıl olurda orta yaş bunalımına giriyorum arkadaş. atölyeden dışarı adımımı attığımda, mahallenin piçlerinin "çizgici amca" bağırışlarıyla karşılaşmamla başladı her şey. ekmek teknesinin adı çizgi dükkanı olmasından mütevellit, çizgici'yi anladım da amca denmeleri koydu bana. sonra markete gittim, benden yaşça ve ebatça büyük olan bir abla, "sizin ne vardı abey?" diye sormasıyla ikinci şoku yedim. ulan zaten yıllar yılı benden 5 yaş büyük ablamı benim kardeşim sanmalarından çektim, benden 2 yaş büyük olan enrah'a çocuklar enrah abi derken bana direkt amca demelerinden çektim, yetmedi bi de bunlar vurdu bana. geçen gün de banka da sıra beklerken artık antropoza girmiş bir teyzenin, kendisine yöneltilen bir soruya "şu bıyıklı beyden sonra geldim ben" demesiyle oturup ağladım çocuklar gibi. oysa duymak istediklerim şu çocuktan sonra deseydi, torunun yaşındayım lan ben senin, ne beyi? başka ayırt edici özelliğim yokmuş gibi, hem bıyıklı hem de bey demesi beni 5 yaş birden yaşlandırdı zaar. aslında her şey bıyıklardan kaynaklanıyordu bıyıkları kesende oluyorum sana amcık ağızlı. buradan dante'ye ve cahit sıtkı tarancı'ya öpücüklerimi yolluyorum, naber?
insanlar bazı şeyleri elde etmek için yaşarlar. kimi para kazanma derdinde, kimi ev alma sevdasında, kimi "ben köyüme dönecem aga" tadında. benim şu hayatta arzu ettiğim 2 şey var, biri yemek diğer kadınlar. kadın olduğu zaman yemek her türlü oluyor, bir şekilde oluyor. ama yemek olduğu zaman kadın olmuyor. bunu nerden mi anladın dersen bugün dürümü manitanın koynunda yemedim, oradan anladım amına koyayım derim. bütün kadınlar yemek yer ama bütün yemekler kadın değildir diye bir önerme yaptım şu an. tabii kadınlara ulaşma yolu, bu hususta en önemli şeydir. herkes farklı şekillerde yaklaşıyor kadınlara, nereden zayıf noktasını buluyorsa oradan giriyor. kimi hayvanseverim diyor, kimi entelim diyor, kimi maçoluktan taviz vermiyor gibi. ama benim en hasta olduğum, duyarlı erkek modeli. ha sanmayın ki duyarlı erkeklere bu tavrım, bu sinirim. ben sadece bu duyguyu kullanan arkadaşlara tersim. sıçtıktan sonra götünü silmeyen bu adamlar, kıza yanaşmak adına dünyanın en naif, en duyarlı, en duygusal adamı oluyorlar. misal geçen bir yer de muhabbet oldu, bir kız fotoğrafı vardı, açık seçik gideri var dedim. birisi yorum olarak gideri var ( çok kaba bir sözcük) diyerekten kadın ırkını övdü de övdü. ulan dedim neymiş bu kadınlar be, ha bu kadınlara be dedim. ondan sonra bu arkadaş ben şunu siktim bunu siktim diye girişince anladım ki buraya kadarmış duyarlılığı, o akşam da mastürbasyon varmış o arkadaşın bahtına. bu muhabbet geçtikten sonra fotoğrafı koyan arkadaş "gideri var ne demek" diye sordu, ben önce alay ediyor sandım ama ciddi ciddi sormuş. çıplak fotoğrafı yayınlayıpta gideri var ne demek diyerek beni bozmaya çalışan arkadaş, gideri var demek, SİKİLİR DEMEK. kadınlara yaranmak maksatlı, bunlar çok kaba, kadının yanında böyle konuşulmaz, kadın asla bir seks objesi değildir diyen arkadaşlar; çok affedersiniz de birbirinizi mi sikiyosunuz oğlum?
önce umut sarıkaya beyefendi, o'na istinaden de demirbey kardeşimin yazdıklarını okuyunca ulan dedim kendi kendime, acaba ben sabah kalkınca kim olsam. aklımdan tabii hemen yerine geçmek istediğim adamlar geldi, parasıyla puluyla, sıfatıyla karizmasıyla dünyaları ayakları altına alan adamlar. sonra nedendir bilinmez aklıma "ya selami şahin olursam?" sorusu geldi. kalbim sıkıştı, ellerim titremeye, soğuk terler boşalmaya başladı. öyle ya, sabah kalkıyorsun selami şahin olmuşsun. gregor samsa sabah kalktı böceğe dönüştü, kitap yazdı paranın amına koydu. umu, kıvanç tatlıtuğ oldu, dünyaları yedi. oysa ben kalktığımda selami şahin oluyordum. hayallerimde bile huzuru yakalayamadım. selami şahin bile kalktığında "ananı sikim, yine selami şahin olmuşum" diye dertleniyordur. bundandır evde karısını dövmesinin sebebi. selami şahin olmak, fiziksel olarak kötü ama ya o'nun gibi davranmaya başlarsam. o sabah programı senin bu kadın programı benim gezip dolaşıp salak salak kelime esprileri yaparsam? bunları düşündükçe selami şahin'den ne denli tiksindiğimi hissettim. sabah kalkıyorum, selami olmuşum, anneme diyorum ki kahvaltı hazır mı? o annem ki oklavayı tavayı kafama geçirmez mi? "60 yaşına geldin hala kahvaltıdasın, yemektesin" diye. ya peki babam? rakı almaya gönderirken biraz sesim çıksa "bıyığını peruğunu siktiğim" diye serzenişlerde bulunmaz mı arkamdan? sartre'ın dediği gibi cehennem başkalarıdır. ama benim gibi düşünen bir insan için cehennem selami şahin'dir. iddia ediyorum selami şahin'de böyle düşündüğüne inanan 1.000.000 kişi bulabilirim.
ben de her türk insanı gibi televizyonda izdivaç, kadın, magazin programları izleyeceğime belgesel izliyorum. o yüzden national'ı ilk sıralara koydum tv kumandasında. ve bu belgesellerden çok güzel şeyler öğrendim, hepsi de seks üstüne. national'ı izlemeye başladıktan sonra güzide grubumuz cemiyette pişiyorum'un hayvanlı porno şarkısını daha bir idrak eder oldum, anlar oldum. geçen gün yine belgeselden belgesele koşarkan, kültür patlaması yaşarken pek sevdiğim tabu adlı programa denk geldim. bu güzide program cumartesi gece 00.30'da başlıyor. geçen hafta dini ritüelleri gösteriyorlardı. önce endonezya'da yaşayan hinduların, siksel ayinlerini gösterdiler. siksel diyorum çünkü öyle. aranızda bir hindu çıkarda ayıp oluyor abi derse hasiktir oradan derim, kırarırım kendisini. gerçi ağzına götüne şiş sokan adam, beni hasiktir oradan lafına alınacağını sanmıyorum. bu arkadaşlar, hindu olanlar, ağızlarına, yüzlerine 25 cm'lik şiş sokarak, omuzlarına yükledikleri 45. kg'lık tahtlara tanrılarına verecekleri hediyeleri koyarak veyahut vücutlarına 158 tane kanca takıp uçlarına da yine tanrılarına verecekleri hediyeleri koyup, yaklaşık 5 saat boyunca transa geçmiş bir halde, öyle böyle dolaşan adamlar. tabii bundan önce, ruhu iyice arıtmak için 2 ay oruç tutanlar da var. değişik adamlar. amına kodumun çocukları, o nasıl bir inanış sistemi, o nasıl bir tanrıya imanını, inancını sorgulama stili. yobaz bir insan değilim ama böylesini de kafam almıyor, ve ben kafamın almadığı her şeye küfür ediyorum. sonra meksika'da ki koyu katoliklerin, tanrıya ve isa'ya yakın olmak için vücutlarını kesmelerini seyrettim. seyrettikçe tiksindim, tiksindikçe sinirlendim. sonra hindistan'daki, bilmem ne tapınağındaki denyoları gösterdi. inandıkları şey fare, bildiğin fare. vakti zamanında bir tanrıçanın oğlu ölmüş, sonra fare olarak reenkarne olmuş. ulan tanrıça oğlu olsam, beni dünyaya yeniden gönderin demezdim. ha gönderdiniz, ne diye fare olarak gönderdiniz diye isyan ederdim. buradaki elemanlara göre de fare kutsal, öyle kutsal ki bi sikmedikleri kalıyor fareyi. ha başarabilseler kendilerini sunacaklar fareye. yemeklerini, yataklarını paylaşıyorlar. zaten sevmem hintlileri, iyice tiksindim ibişlerden. sonra düşündüm, ulan iyi ki müslümanmışız dedim. soran oldu mu "elhamdüllilah müslümanım" diyosun, kelimei şehadet getiriyorsun, temiz. oruç tutmasan, namaz kılmasan, zekat vermesen de oluyor. elhamdüllilah müslümanım dedin mi olay bitiyormuş. bunu düşününce çok mutlu oldum. ne gerek var dedim hindu olup götüme şiş sokucama, koyu katolik olup kendimi kırbaçlayacağıma, yılda 1 kere cumaya gider, camii hayrına yardım yaparım sevabıma sevap katarım. sonra geçen sene pakistan'da yaşanan otel saldırısında müslüman oldukları için kurtulan türk bürokrat geldi aklıma. ulan dedim bak aynı durumda ben olsam ben de fatiha okuyup sıyrılırdım. i'm the muslim derdim, inanmadılar mı, sıyırırdım donu pantalonu. al abi derdim işte ispatı. 2,5 yaşında sünnet oldum derdim ona, artık elimden geldiğince anlatırdım adamın türkçe anlayacak hali yok. yani islam dini hakikatten kolaylık dini, onu anladım. hem bayramı da var, yiyelim çikolataları, yiyelim tatlıları, sonra cırcır olalım, götümüzde bağırsağımızda bi gram bok kalmasın. BAYRAMINIZI KUTLU OLSUN.
efendim bendeniz, avcılar'ın merkezinde annemle babamla yaşamaktayım. evimiz tam merkezde, doğalgazlı, pimapenli, cadde üzerinde, metrobüse 5 dakika uzaklıkta. yanlış anlamayın, böyle emlakçı gibi anlatıyorum da evi filan satma niyetimiz yok daha. bu evde neler olduğunu anlatacağım size. istediğiniz vakit gelebilirsiniz, istediğiniz kadar kalabilirsiniz, istediğiniz zaman yemek yiyebilirsiniz, yapabilirsiniz, içki içebilirsiniz, kız arkadaşınızı getirebilirsiniz, sevişebilirsiniz (kadınlar benimle, erkekler kendi elleriyle), istediğiniz zaman çıkabilirsiniz, çamaşırlarınızı yıkayabilirsiniz, internete girebilirsiniz, televizyon izleyebilirsiniz, muhabbet edebilirsiniz, istediğiniz zaman yatabilirsiniz, istediğiniz zaman kalkabilirsiniz, banyo yapabilirsiniz, dişlerinizi fırçalayabilirsiniz, bulaşıklarınızı yıkayabilirsiniz, ayakkabılarınızı boyayabilirsiniz, resim yapabilirsiniz, silahları temizleyebilirsiniz, balkonu yıkayabilirsiniz, sigara içebilirsiniz, oyun oynayabilirsiniz, tuvaletinizi yapabilirsiniz vs.ama sanmayın ki burası dingonun ahırı, sanmayın ki burada bir otorite boşluğu söz konusu. bu evde sadece tek, evet tek bir kural geçerlidir. asitli içeceklerin kapağı açıldığı an, o içecek o gece tüketilecek. ya seve seve ya sike sike. tüm bu yukarıda saydığım şeyleri gerçekleştirirken biri arkanızdan kola şişesiyle yaklaşıp "al! iç iç! bitsin" diyebilir. o vakit altınıza sıçmadıysanız, oturup afiyetle için. yok eğer ben altıma sıçtım diyorsanız, orayı temizleyin. insan yaşıyor neticede bu evde.
gün geçmiyor ki biri çıksın sikim hıyar desin de bir güruh peşine takılıp "tuz tuz" diye koşmasın. malum yaklaşan 2012 furyasından herkes haberdar. binlerce yıl evvel adamlar takvim yapmışlar, allah var güzel de yapmışlar. noluyormuş, o takvim 2012'de bitiyormuşta kıyamet o zaman kopacakmış cart curt. kitapları, yazıları yetmedi, filmlerini çektiler. her türlü ekmeğini yediler yani. peki diyelim ki 2012'de kıyamet kopacak, kesin. nolacak peki 2012'de? şöyle olacak; 2012'ye girdiğimizde alacak bir telaş insanlığı. ulan kıyamet kopuyor daha everest'e çıkmadım, vay efendim paraşütle atlamadım diye ortamda bir adrenalin manyaklığı olacak. zaten bir bölümü bu antin kuntin macera denemelerinde telef olacak. geriye kalanlar hevesini aldıktan sonra, durup düşünecekler. ulan ölecez şunun şurasında, bari sikimin keyfine göre yaşayayım diye salıcak ortamlara kendini. vakit yaklaştıkça öyle bir ortam oluşacak ki, iki karşı cins birbirini görmeye dursun, hemen üstlerini başlarını yırtıp sevişmeye başlayacaklar. koku filmindeki gibi meydanlar günah yuvalarına, grup seks partilerine ev sahipliği yapacak. insanlar daha fazla sevişebilmek için ekmeğin ucundan koparıp yolda koşarken tüketecekler o ekmeği. aman seksten mahrum kalmayayım, aman biraz daha tadına bakayım diye. insanlar işlerini güçlerini bırakacaklar, ekonomik krizmiş, savaşmış kimsenin umrunda olmayacak. adamın dükkanı yağmalansa "amaan koy götüne be oğlum, bozma tadımızı" diye sevişmesine devam edecek. bu açıdan seks hayatı durgunluk gösteren insanlar, 2012'de kral olacaklar. öyle ki yılların abazanlığını böyle bir ortamda atan adam, kral da olur şah da padişahta. çıkma teklifi diye bir şey olmayacak, teklif diye bir şey olmayacak. sevişelim mi? evet. olay bitti. zaten mayalar da "ulan bu takvimi yapacak aklımız var, ileriyi görecek kadar aklımız da var. öyle bir zaman olacak ki insanlar seks yapmak için her türlü yola gelecekler. kızlar beni anlayan erkek yok diye kendilerini paralayacaklar, erkekler de ulan gene mi rüya be diye mastürbasyonun dibine vuracaklar. şöyle bir takvim yapalım 2012'de mala vurmayan kimse kalmasın" diye düşünmüşler. allah onlardan razı olsun, sayelerinde 2012'de seksin kralı dönecek ortamda. kıyamet mi? siktir et lan ne kıyameti, seks var diyorum seks.