Cuma, Ocak 22

Ahır Mektubu

Selam verdin, yanıma geldin,
Seni nerden siktim, sikmez olaydım.
Hiç yoktan hayatıma girdin,
Seni nerden siktim, sikmez olaydım.


Bilmezdim böyle takıntılı olduğunu,
Yalamak isterdim ben, memenin dolgununu,
Bilcümle alem siksin hasta ruhunu,
Seni nerden siktim, sikmez olaydım.


Canın isteyince kaçtın benden,
Hiç beklemezdim evlenme teklifi senden,
Gönül vermem önüne gelenle sikişenden,
Seni nerden siktim, sikmez olaydım.


Şimdi böyle mi olduk bebeğim?
Bırak da istediğimle sevişeyim,
Adımı ağzına alırsan, o ağzını sikeyim,
Seni nerden siktim, sikmez olaydım.

Perşembe, Ocak 14

facebook'a "feys" diyen herkes, nihat doğan'la birdir nazarımda

ülkemizde ki tüm iletişim manyağı gençler gibi benim de facebook hesabım var elbet. sırf milletin karısına, kızına bakmak için aldım hesabı da zaten. girip videolara bakıyorum, grup, hayran, oyun uygulamalarını reddediyorum, ilişkim bu kadar. cool bir insan olduğumdan mütevellit, ne kimseyi eklerim, ne saçma sapan fotoğraf paylaşıp arkadaşlarımı taglerim. ama baktım ekmek var, hemen o fotoğrafın altına da yorumlarımı yapar, "aras burada" imajını veririm, affetmem. 


şimdi size kalkıp da facebook böyle kötü, böyle sikik bir site demeyeceğim, diyemem. ama benim gibi, internetten manita yapmayı kendine şiar edinmiş bir insan evladının, hala "face"ten manita düşürememesi oldukça zorum gidiyor açıkçası. cv'mde kayda değer tek şeyin, ares paylaşım programından bile kız götürmek olan bu bireyin, eşinin dostunun "face'ten bi manita yaptım, ufff" demesi derin düşüncelere sevk ediyor beni. bir insan, nasıl face'ten hatun düşürür. bugüne kadar face'ten gördüğüm tek hatun, ilkokul arkadaşım özlem. e amına koyayım yıllar sonra bana özlem'i göstersen n'olur, göstermesen n'olur? 2010'da bulunduğumuz bu günlerde, yeni bir açılım yaparak "facebook'ta tanıştılar, aşık olup evlendiler" başlıklı bir habere konu olmak istiyorum. 


kendini face'e çok kaptıranlar var bir de, görevli gibi devamlı başına. farmville'yı fish bilmem nesiydi hepsini oynuyor, fotoğraf tagliyor, video paylaşıyor, duvarına yazıyor. bi dur amına koyayım diyen olmadıkça, ya da manita yapıp manita baskısıyla hesabını kapatmadı mı duracağı da yok. bir de grup olayı var ki o başka, o bambaşka. ona hiç girmiyorum, zinhar girersem çıkamam. ama daha "siktir et bilmem kaç milyon kişi bulmayı, gel harbi harbi grubu yapalım (arkadaş listeni çağırmayacaksan gelme, birbirimizi mi sikecez lan?)" diye bir grubu görmedim. görsem çok sevinirdim canlar, vallahi çok mutlu olurdum. 


şimdi face'te bir açılım yapmış, ortak arkadaşınız filan varsa o kişinin fotoğraflarını görebiliyorsun. tabii herkes evvela eski sevgililerinin fotoğraflarına bakmıştır, edindiğim izlenimler bu yönde. açıkçası ben bakmadım, bakmam. eski sevgili eski sevgilidir, yenisi gönlümün kraliçesidir düsturunu, hayat felsefesi yapmış adamım ben.  şimdi benim yaptığıma gelince; potansiyel sevgili adaylarını önce bir seçiyorum. sonra onların profillerini girip fotoğraflarına bakıyorum, bütün fotoğrafları da dikkatlice inceliyorum ama. hangisin de photoshop var, hangisi doğru açıdan çekilmiş, hangisin de yüz, göt, göğüs saklanmaya çalışmış, dikkatlice bunları bir gözden geçiriyorum. ama profilinde de fazla vakit geçirmiyorum, yani her gün incelemiyorum. neden? "profilinize kimler baktı %100 çalışıyor, anasını sikiyim çalışıyor" adlı uygulamandan dolayı, ben her gün o kızın fotoğraflarına baksam, farmville'da ne kadar bağı bahçesi var incelesem, o zaman o top 10 listesinde üst sırada çıkarım. oysa ben ne yapıyorum? az ama öz vakit geçiriyorum, ilk 10 sıralamasında 7-8. sıralarda yer alıyorum. burada vermek istediğim mesaj şu: güzelim, senden hoşlanıyorum ama yarrak gibi de sabah akşam seni takip edemem. ama bir duyarsız gibi de seni görmemezlikten gelemem. 3 büyükler gibi değilim, 1 sene şampiyon olup yıllarca hasret kalamam şampiyonluğa. ankragücü gibi, bursa gibiyim, hep istikrarlı, hep ortalarda. işine gelirse. ha bunu anlayacak kız başımın tacıdır, gönlümün sultanıdır. şimdi bunu özlem anlarsa gayri haram olsun bana face alemi.


nottur: facebook'a facebook diyen tüm kızlarla evlenebilirim, özlem'de buna dahil.

Pazartesi, Ocak 4

bana mutluluğun resmini yapsan ne sikime yarar abidin?

bakış açımla belki bir dadaistim
bıyıklarımla bir sürrealist
ama bir görsen çizdiklerimi bebeğim
sikeyim o ellerini dersin
ama ben ne diyorum?
ekspresyonizmin yılmaz savunucusuyum diyorum
bu nasıl resim lan diyenlere
fırça darbesiyle, boyasıyla
bir dışavurum abidesi diyorum.
ama sen bilirsin beni
sarı saçlarını resmettiğimin dilberi
kenan evren bile ressam olmuşken
ben duygularımı tuvale, duvara döksem suç mu
ha kalksa dese biri
o duygularını yazıya dökme dese
önce bir sinirlenirim
sonra gülerim ne doğru söylüyor diye
hani olur da boş zamanına denk gelirim
bir sanat pezevengi dediğim küratörün
olurum sana türkiye'nin münch'ü, ensor'ü
işte o zaman sana yemin sana söz
boy boy resimlerini yaparım
hiç girmem sanatsal ortamlara
seksiyle uyuşturucusuyla işim olmaz
efendi gibi işime gücüme bakarım
sergiler açarım adına
kah "türkü bakışlım" olur serginin adı
kah "mühür gözlüm"
taviz vermem özümden.
ha olsa bu dediklerim,
retrospektif sergim açılsa yaşlanınca
komple sen olursun serginin konsepti
seninle ben, bir mona lisa kafası yakalayamayız
zira ben gider herkese gösteririm
şu kızı çizdim, bu güzeli model aldım diye
kabulüm diyorsan bunlara,
ver elini ankara.

Pazartesi, Aralık 28

milli piyango bana çıksa bile gereksiz sevinçlere kapılmam

malum, önümüz yılbaşı. sevabıyla, günahıyla bir yılı daha bitirmenin haklı gururunu yaşıyoruz. kalkıp da kimse demesin ki 2009 kötüydü, 2009 iyiydi diye. 2009, tam 2009 gibi bir yıldı. sen manitadan ayrılmışsın, işsiz kalmışsın kalkıp diyeceksin ki 2009 kötü. e yazık değil mi 2009'a da? yine malum olduğu üzere, yılbaşı demek; içki demek, seks demek, parti demek, kırmızı don demek ve en önemlisi piyango demek. neden piyango önemli diyeceksiniz, neden olmasın lan?


bugün, bilemedin yarın bütün gazeteler başlayacak "yok o parayla bilmem kaç tane ev alınır, araba alınır, yarrak alınır, kürek alınır" diye. bir de yılbaşında ne kadar içilmesi, ertesi gün baş, mide ağrısıyla uyanmamak için ne yapmamız gerektiğini yazan süper sikkosal sağlık önerileri var, onları pek kaale almıyoruz. şimdi herkes gibi ben de milli piyango bileti aldım, ulan ya bana da çıkarsa diye mal'ül hülyalara dalmadım değil. ama sanmayın ki o para bana çıksa gidip 375 tane daire, 628 tane araba, 4 tane boeing uçak alıcam filan, yok öyle bir şey. bir de büyük yalan vardır, para bana çıksın önce çevremdekilere veririm.


para bana çıksa vallahi kimseye bi sikim vermem. öyle "hepsini çekerim / bankada bekletirim faizini yerim" tartışmalarına da hiç girmem. normalde akrabalarımla aram zaten pek iyi değil, param olunca hiç tanımam zaten. hele ali tamer, sana yarrak para veririm. çocukluğumuzu çaldın lan bizim, yok ali tamer öyle, ali tamer böyle. enrah'la çocukluğumuz senin gölgende geçti, ulan gıpta edilecek biri olsan içim yanmayacak. bir ara, paranın hepsiyle senin hayatını mahvetmeyi düşünmedim değil. ama sikerler deyip vazgeçtim. ne ben ezel'im ne de sen cengiz'sin ali tamer. ali tamer amına koyayım bir hayalin içine sıçtın yalnız. 30 milyon tl olsa, ali tamer'le mi uğraşırım, ahmet'le mehmet'le mi uğraşırım. yok iş kurayım, yok yardım edeyim parayı aldığım gibi las vegas olur, monte carlo olur, kıbrıs olur böyle yerlerdeyim. gönül isterdi ki yalnız ve güzel ülkemde kumarhaneler açık olaydı, aldığım bütün parayı gömeydim türkiye'me, 30 milyon lirayla kişi başına düşen gayri safi milli hasıla yükselsin. kalan paranın bir kısmıyla kokain alırdım, yada "ayy uyuşturucu diyo, kötü bu" diyenlere özel kokoyin alırdım. ne bileyim de zengin adam kokain içer gibime geliyor, kokain içmeden zengin olamıyormuşçasına. gramı kaç para, fakir adam nasıl alsın zaten. geri kalan kısmını, artık ne kadar kaldıysa işte, onla da kadınlara harcardım. kadınlara harcardımdan kastım; kadına parayla sahip olacağım anlamına gelmesin. ya aslında öyle de, al şu paran şimdi bana göt ver demem. o'na pırlanta alırım, kürk alırım filan, bunun gibi şeyler. ben de böyle sikkafalılık varken bu para 1 yıla kalmaz biteceği için, elde avuçta kalan son parayla memleketime dönüp, her kıyısında kenarında para olan insanın yaptığı gibi su istasyonu açar, torunlarıma "gençken şunu siktim, bunu yaptım" diye mavallar anlatırdım.


yeni yıla girerken yeni yılın götümüze girmemesi temennisiyle. gülücük.

Salı, Aralık 15

seks açılımı




malum çok sancılı bir süreçteyiz, bir açılım furyasıdır almış başını gidiyor. ben sosyal mecrada vatan memleket kurtarmıcam, üzülmeyin. benim amacım, bir türlü erişemediğim seks fırtınasına tutulmak, aşk deryasında boğulmak. açılımdan saçılıma nasıl geçtin bu çocuk, bu deli tay diye soranınız olacak. sor, sor ulan. sen sor da ben söyleyeyim. 


çok şeyler yaptım, çok şeyler denedim ama bir türlü muvaffak olamadım. kadınlar kendini güldüren erkeklerden hoşlanıyormuş dediler, komik olacağım diye itin götüne girip çıkmadığım kaldı. güldüler, güldüler ama vermediler. sonra ne dediler, kadınlar kuul erkeklerden hoşlanır dediler. kuul görüneceğim diye çayıma şeker atmaktan aciz adam olmuşum bildiğin, yine erişemedim ben vuslata. zenginlerin peşinden koşarlar dediler, yedirdiğim içirdiğimle kaldım. entelektüel birikim şart dediler, sahaflarla arkadaş oldum, kalan üç kuruş parayı annem çalışma masasının altına destek olsun diye kullandığı kitaplara yatırdım. akademik kariyer de lazım dediler, harç parası götüme girdi, yine de dalamadım yar koynunda uykuya. sanatçı ol dediler, ağır tiksindiğim modern sanattan müziğe, tiyatrodan sinemaya el atmadığım güzel sanat dalı kalmadı. dal elimde kaldı. velhasıl kelam, olmadı, olmuyor. bu çocuk sekse doyamıyor.


ama artık yeter, bunca emek, harcadığım bunca eforun hakkını almamın zamanı geldi. elimde son bir koz kaldı, son koz. ne olursa olsun diyor ve onu masaya koyuyorum. kirlenmiş şu günümüz türkiye'sinde, bir doğru söze, bir çift tatlı lafa hasret nice kadınlar var, biliyorum. biliyorum ve onları uzaktan uzağa izliyorum. oy bebeğim diyorum kimi zaman, ağlama maralım diyorum bazı bazı. şimdi hal böyleyken, samimiyete her daim önem veririm diyen en az 3 bilemedin 5 milyon kız bulabilirim. bu 5 milyon kızın içinden 1,5 milyonu güzel, "gideri var" tabirine uysa. bunların yarısının sevgilisi olsa, yarısının yarısı bana bakmasa, geriye kalır 325 bin kız. o 325 binden 200 bini yalan olsa, geriye kalır 125, 25ide atalım küsuratlar kafamızı karıştırmasın. 100bin manita. şimdi bu 100 bin manitadan istesem, desem ki sevişelim, şehvet patikalarını beraber tırmanıp orgazmın meyvelerini beraber toplayalım desem, ayıp derler, sapık derler bana. e sen değil miydin samimiyete inanan, dürüstlüğe prim veren. e açık açık söylüyorum işte, ver diyorum, yanıyorum diyorum. 


samimiyetse samimiyet, dürüstlükse dürüstlük arkadaş. yok, başka çarem kalmadı. eğer bu mevzudan sonra da beklediğim tepkiyi, hakettiğim şeyi alamazsam kesin ve çok etkili, ama deli yüreğimin kabullenemediği seçeneğe geçecem. hayır, ibne olmıcam, korkmayın. sevişmek isteyen bulsun beni, düşsün peşime.

Pazartesi, Aralık 7

GÖT LALESİNE HAYIR!!!

bildiğiniz üzere hollanda, uyuşturucu, seks ve laleleriyle ünlü bir memlekettir. ufak bir hollanda piçine sorsalar; ülkemizin belli başlı geçim kaynakları nelerdir diye uyuşturucu, fuhuş ve lale diyecektir, demelidir. hollanda, tüm uyuşturucu kullanan arkadaşlarımız için utopia'nın ta kendisidir, güzel kafaların yaşandığı her yerde bir kere de olsun adı geçen bir memlekettir. yasal olmakla kalmayıp, barı, lokantaları vardır. hakikatten hollanda çok güzel bir yer lan. ama sanmayın ki size hollanda'yı övecem, nasıl olsa uyuşturucu kullanan bir arkadaşınız vardır, o övsün size. 


diğer geçim kaynağı ise, fuhuş. fuhuş nedir diye soracak arkadaşlar muhakkak ki olacak. fuhuş şudur canım kardeşim; fuhuş=sikiş. parayla başka kadın-erkekle beraber oluyorsun. halk dilinde buna "paranı sikmek" diye iğrenç bir tabirle tanımlıyorlar. hollandalılar böyle şeyler söylemez ama, neticede adamların ekmek parası. red street'i, sevişme kabinleriyle ne güzel yersin sen hollanda diyoruz. şimdi laleye geçmeden evvel, olayın ana kaynağına bağlamak için seksle alakalı diğer bir konuyu anlatmam gerek. eşcinsel insanlar var. şimdi kalkıpta eşcinsel ne demek diye sorana ağzımı bozarım. hollanda eşcinsel evliliğe izin veren bir memleket. bu da başlıca geçim kaynaklarından. nasıl ki antalya'mız muğla'mız balayı tatili için dünyanın turistini çekip, ülkemize döviz kazandırıyorsa, hah işte hollanda'da eşcinsel evliliğe izin vererek kendi ekmek paralarını çıkarıyorlar. ha sorsan hollandalıya, benim düşündüğüm gibi mi hollandalı desen, utanır adam. şimdi her erkek topluluğu kendi arasında bir ibne muhabbeti çevirmiştir, çeviriyordur. ve bu muhabbet ne zaman açılsa muhakkak oradan da hollanda'ya bağlantı kuruluyordur. amına koduğumun hollanda'sına bak, kabe gibi şerefsizim. bütün muhabbetlerimiz hollanda'ya bağlanıyor. 


asıl mesele şu; eskiden göt lalesi diye bir küfür vardı. şu sıralar pek kullanılmıyor, biliyorum. ve kullanılmaması beni üzüyor. popülaritesini kaybeden her küfür üzer beni. etimolojik olarak araştırdım göt lalesini ve inanılmaz sonuçlara ulaştım. şimdi yukarıda anlattığım şeyleri gözden geçirelim. uyuşturucu dedik, uyuşturucu adamı ne yapar? göt eder. göt gibi kafa sahibi yapar. neticede içip içip göt oluruz. olursunuz. ben içmem. göt; elde var bir. sonra ne dedik, seks. sekste en önemli şeylerden biri göttür. erkek olarak önümüzden geçen kadının götünü şöyle bir süzeriz, türlü mal'ül hülyalara dalarız. etti mi sana göt iki? sonra eşcinsel dedik. eşcinsel ilişkide aklımıza gelen ilk şey de göt. bu üçünün ortak noktası göt. peki başka ne dedik hollanda için? lale dedik. peki bu üç grubun ortak paydasıyla laleyi birleştirirsek elimizde göt lalesi oluşmuyor mu a cancağızım? göt lalesi diye bildiğimiz küfür, demek ki hollanda'dan kopup gelmiş. e biz ab'ye karşıysak, ve soykırım var diye bağıran fransız piçlerini, minareyi yasaklayan isviçre ibnelerini kınayıp onların mallarını boykot ediyorsak, islam düşmanı  van gogh'un yeğeni (öldürmüş de olsa) ve faşist parti liderlerine sahip bir hollanda'yı da kınamalıyız. tepkini ortaya koy, göt lalesi deme. 


p.s: küresel ısınma, cern deneyi, 3g filanla uğraşan insanlar varken benim yarrak kürek konulara değinmem, memleketten neden bilim adamı çıkmıyor sorusuna bir cevap değildir. amına koduğumun hollandası seni ya.

Pazartesi, Kasım 30

ihsan neyle yaşar

sonbahar zaten yeteri kadar özü itibariyle depresif bir mevsim. neden diye sorma, öyle gelmiş öyle gidiyor. her şeyi havaya bağlayan bir insan olarak sonbahar beni olumsuz etkiliyor haliyle. tüm bunlar yetmezmişcesine filmekimiydi, bienaliydi, kılıydı tüyüydü sanata boğuluyoruz. sen boğulmuyorsun, ben boğulmuyorum ama boğulan var. var onlardan. bu sene bienalin başlığı "insan neyle yaşar"dı. aradıkları soru buymuş. allah aşkına ağzımı bozacam şimdi. milattan sonra 2000 küsur yıl geçmiş, teknoloji almış başını gitmiş, kıyamet kopacak sen hala insan neyle yaşar derdindesin. öldük ulan öldük, neyle yaşaması mı kaldı. sanatın bu riyakarlığı beni benden alıyor. sevgili bienal, güzel bienal, sana şunu söyleyebilirim: insan neyle yaşar bilmem ama sikkosal sanatla yaşamaz. ben daha görmedim ki heykelsiz uyuyamıyorum abi diyeni, resim olmadan yemek yiyemem diyeni. o bakımdan sikerim sizin yapacağınız psikolojik baskıyı. ihsan neyle yaşar diye sorsana bana bir, bir sor. de ki ihsan neyle yaşar abi, modern sanat ihsan'ı doyurur mu. ha bak böyle sorarsan derim ki doyurur. şöyle doyurur, ihsan gitse bienallere, okusa modern sanatın kralı olsa. aklını almaz mı manitaların, gönüllerini fethetmez  mi. o vakit doymaz mı sekse, doymaz mı kadına kıza. doyar elbet, doyar da nereye kadar? ihsan sanatsız da doyurur karnını, sanatsız da elbet öpüşür, sevişir. neden ihsan'ın seks hayatı beni bu kadar ilgilendiriyorsa artık, orasını da çözemedim. araya seks girince yine kafamla beraber konu dağıldı. yani demek istediğim saygıdeğer sanat camiası, insan neyle yaşar deyipte sikimtrak eserleri biraraya getirip işte bununla yaşanır demeye çalışmanız. sözde değil özde duyarlılık istiyoruz. recep tayyip erdoğan gibi kömür dağıt, beyaz eşya dağıt ki diyelim biz de, vallahi insan onla yaşar bunla yaşar. modern sanat için duchamp neyse, siyaset arenası için recep tayyip erdoğan o'dur.

Perşembe, Kasım 12

ben orçun kunek oldum, siz olmayın :(((((((((((

esasında başlarken; kimsenin kendi iradesiyle dünyaya gelmediğini, yine kimsenin istediği hayatı yaşayamadığını, ne kadar çok şeye sahip olursa olsun yine de eksikliğini hissettiği şeyler olduğunu, daima başkalarında olan özelliği/malı/duyguyu kıskanıp istediğini filan anlatacaktım. sonra dedim ki sanki akademik bir makale yazıyorum amına koyim, boşver dedim. insanın sahip olamadıklarını istemesi, hayal etmesi güzel bir şey. birinden etkilenmesi, onu örnek alması filan da güzeldir herhalde. ben çocukken videoda b janrının allahı karate filmlerini izleyip yatakta  kaldırıp benimle öğrendiği teknikleri uygulayan bir abiyle büyüdüm. önce onu, sonra o filmdeki karakterlerden etkilendim. sonra ben de kuzenlerimi dövdüm bu tarz, ama bunu geçelim şimdi. herkes hayatının bir döneminde bir film, roman, ünlü bir karakteri kendiyle özdeşleştirmiş veyahut o'na benzemeye çalışmıştır. ben de bir ananın babanın çocuğu olarak, ben de hayatımda bir sürü kişiyi örnek aldım, özendim. özenmek, feyz almak, esinlenmekle kopya çekmek, o olmaya çalışmak farklı şeyler. ergenlik denen o ultra sikkosal süreçte ben de böyle yollardan geçtim ama hiç bir şeyde istikrar sağlayamadığım için bu yolda da erken pes ettim. lakin bunları insanlara anlatmak meşakkatli bir süreç. elbette şu yaşımda da örnek aldığım, feyz aldığım, elini eteğini öpesice sevdiğim adamlar var. bir soner günday, bir cengiz üstün bunları her daim omuza alıp, caddede sevinç turu attıracağım adamlar. ve bu adamlardan esinlendiğimi veyahut o'nlar gibi yazmaya çalıştığımı inkar etmiyorum. ama her ne hikmetse yurdumun yangın delikanlıları bunu inkar etmekle kalmayıp bokunda boncuk bulmuş gibi "aha, orçun kunek" demiyolar mı, beni çok pis göt ediyorlar. yüzüm al al oluyor. lakin sorun şu ki; yaklaşık 14 senedir düzenli olarak bu mizah piyasasını takip eden birinin, bu durumdan etkilenmemesi normal değil, kaldı ki ekşi sözlük yoktu o zamanlar. okuduğumuzu tekrarlayalım dönemlerimiz olurdu gelecek sayıya kadar. yalnız beni göt eden arkadaşlardan istirhamım şu olacak; bir edip cansever şiirinden alıntı veyahut nietszche'nin o smslere malzeme olan cümleleri haricindeki özlü sözünü yazdığım zaman " çok haklısın moruk, aynen dediğin gibi" yazmayın, üzerim sizi.


amına koyim bi asıl meseleye gelemedim kendimi aklayacağım diye. neyse bu aralar frienfeed denilen SOSYAL MECRAAdayım. ekmek derdi, napcan. tabii burada hemen hemen herkes birbirini görebiliyor, yorum yapabiliyor filan. hiç tanımadığın bir adam seni yolda görünce "aa sami hazinses değil mi, abi hastasıyım feedlerinin ya" filan gibisinden korkutabiliyor. orada manitalara yavşayacağım, ona buna yazılacağım diye tanınan biri oldum, ama iyi ama kötü anlamda. şimdi ben nasıl ki orçun kunek üzerinden prim yapıyorum, bazı arkadaşlar da benim üzerimden prim yapıyolarmış. bir kaç arkadaşım uyardılar, böyle böyle dediler. ne yapacağımı bilemedim, o an çok sinirlendim, hemen bir feed açıp onlara gerekli cevabı verdim. şaka lan şaka sikmişim feedi de gerekli cevabı da. beni üzen tek şey, bu arkadaşların ben gibi yazıp ortam kunduzu olmaları. onlara şu soruyu sormak istiyorum; oğlum nasıl ekmek yiyosunuz, nasıl kaymağını yiyosunuz. ben niye yiyemiyorum ha canına yandıklarım, ha gadasını aldıklarım. lütfen bu feryadı duyun ve telif ücreti tadında beni aranıza alın. ha bu sorunun aynısını bana soner günday sorsa, topuklarım götüme vura vura kaçarım valla.




EKSTRA NOT: arkadaşlar şöyle güzel bir dergi var http://www.wingmandergi.com/ deyü. bu nadide erkek dergisinde bloggerlara yönelik imkanlarda var. imkan derken 4 gün/ 5 gece her şey dahil tatil beklemeyin. beğendikleri yazıları yayınlıyorlar. bu canım arkadaşım derginin bu işleriyle uğraşıyor. lütfetti, benim de bir yazımı yayınlamak istedi. tam 3000 tl karşılığında kabul ettim. 
yazım da burada böyle yazı var.

Perşembe, Kasım 5

beyaz saçlarımdan sen suçlusun

zaruri ihtiyaçlardan sayılmayan, ama öyle olan ihtiyaçlar var ya, hah işte ben onların ta amına koyayım. misal yemek, içmek, giyinmek, barınmak bunlar zaruri ihtiyaçlar. ama gel gör traş olmak, tırnak kesmek, saçlara jöle vurmak, kız geçerken dik durmaya çalışmak filan, bunlar da zaruri ihtiyaçlar esasında. bunlar lanet şeyler, yakılası yıkılası şeyler. özellikle de traş olmak. kadın veyahut erkek, her iki cinste ömürlerinin büyük bir kısmını o salonlarda geçiriyor.ve işin garip olan kısmı şu; ben daha berbere, kuaföre gidipte memnun olan görmedim. vallahi billahi görmedim. erkek diyor "saçımı tavuk götüne çevirdi" kadın diyor "kahküllerimi az al dedim subay traşı yaptı" saçlarım da çok iyi olmuş diyeni görmedim ben daha. peki siz berberler, ne yapıyorsunuz oğlum siz? neden bizim istediklerimizi yapmıyorsunuz. sizin az anlayışınızın amına koyayım ben affedersin de. aklı baliğ olduğumdan beri yemin ediyorum korkar oldum berbere gitmeye, korkar oldum kısaltalım saçları demeye. bunun iki açıklaması olabilir. bir; berberlerin hepsinde tanrı kompleksi var. kendilerini tanrı sanıyorlar, yoktan birini var edemedikleri için, olanını kendi istekleri doğrultusunda tekrar yaratmaya çalışıyorlar. the sims oynarmış gibi, tanrıcılık oyunu bir nevi. iki; bu da yalnız ve güzel ülkemde meydana gelen her kötü olayın baş sorumlusu dış mihrakların olayı. insanlar güzel olmak için, ortamların lülesini emmek için berbere gidiyor. gidiyor ki güzelleşsin, saçı başı bakımlı olsun. biliyor kendisine neyin yakıştığını, istiyor ki ondan olsun, öyle olsun. sen diyorsun ki o berber rıfat amca, o berber ahmet abi. işte onlar hep amerika'nın ajanları. kendilerine gelen her müşteriyi sikim gibi kesip biçiyorlar, sen sesini çıkartamıyorsun. inadına traş bittikten sonra parfümüydü kolonyasıydı boca ediyor, bitse de gitsek diyorsun. parayı verip hızlıca çıkıp olay mahallinden uzaklaştığında hemen saçlarını bozuyorsun. neden? çünkü insanların seni o süper sikimtrak saç modeliyle görmesini istemiyorsun. peki buna sebep olan ne? işte o dış mihraklar insanlarımızın en naif, en hassas olduğu noktalardan biri, saçı olduğunu biliyor. ve ülkemize soktuğu bu berber/kuaför sandığımız ajanlar, insanların istediği gibi değil de, kendi çıkarları amaçları doğrultusunda traş ediyorlar. ki insanların özgüveni kalmasın, ki kendi saç baş dertlerine düşmüşken her söyleneli kayıtsız şartsız yerine getirebilsinler diye. amerika senin ananı avradını sikeyim be, ne pis memleketmişsin sen.

Pazartesi, Kasım 2

bilmem üşür müsün yaban ellerde charlotte gainsbourg?

ben buraya 2-3 güne bişeyler yazıcam, boş durmasın istedim. bunu yazarken komik fotoğraf, video filan mı paylaşsam diye düşündüm sonra siktir et ya ne uğraşcam diye vazgeçtim. eski yada başkasının yazılarını mı koysam dedim ona da üşendim. dikkatli biriysen, tüm bu yazdıklarımı boşluk göze çarpmasın diye yaptığımı anlamışsındır. ha sorsan, desen aras böyle yapmışsın, yakışıyo mu abi hiç sana desen. çokta sikim de derim, üzme beni, darlama beni derim. gelicem 2-3 güne.